You are here: Home » Ünlü Sözleri » Montaigne (1533-1592) Resimli Sözler-3

Montaigne (1533-1592) Resimli Sözler-3

Michel de Montaigne 16. yüzyıl Fransız deneme yazarı. Ailesi onun iyi bir eğitim almasını sağladı. Alman bir eğitmen tarafından yetiştirildi. Eğitim süresince Yunan ve Latin edebiyatını ve dilini öğrendi. Bordeaux Edebiyat Fakültesinde felsefe okudu. Bir süre bulunduğu yörede Belediye Başkanlığı görevini üstlendi.

Vikipedi

En güzel ve Anlamlı Montaigne Resimli Sözleri. Görseller resimlisozler.net tarafından tasarlanmıştır. 
Facebook , Google Plus , İnstagram , Twitter – Pinterest paylaşımları için seçilmiş en güzel ve anlamlı resimli sözler.




Montaigne Sözleri

Kendinden söz etmeyi yasak etmek çocuğun burnunu silecek yerde, burnunu, koparmak olur.

Bana sorarsanız birçokları içip sarhoş oluyor diye, şarabı yasak etmek yanlıştır; fazla kaçırılan şeyler hep iyi şeylerdir.

Kendini olduğundan az göstermek tevazu değil budalalıktır; kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır.

Gideceği limanı bilmeyen gemiye hiçbir rüzgârdan hayır gelmez.

Bir arı başkasını sokunca kendisine daha çok zarar verir. Gücü ve iğnesi elden gider.,

Benim mesleğim ve sanatım yaşamaktır.

Korunmak saldırana hem istek veriyor hem de hak kazandırıyor: Her korunma savaşçı bir kılığa girer ister istemez. Sadece sarı kısım yazılabilir.

Kurnazlıkların para etmediğini gördüm de güldüm.

Bir şey koparır bizden yıllar, akıp giderken.

Gamlı ve buz gibi soğuk bir yüz içimizde felsefenin barınamadığına delalettir.

Bilgenin en açık görüntüsü, sürekli bir sevinçtir.

Felsefenin amacı erdemdir.

Kanunlar doğru oldukları için değil, kanun oldukları için yürürlükte kalırlar.

Ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan sıyrılmayı bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler.

İnsan yaratıkların en zavallısı, en cılızıdır; öyleyken en mağruruda odur. Şurada dünyanın pisliği ve çamuru içinde oturduğunu, evrenin en fena, en ölü, en aşağı katında, göklerin kubbesinden en uzakta, üç cinsten yaratıkların en kötü haldekileriyle birlikte, dünya evinin en alt katına bağlı ve çakılı olduğunu bilir, görür ve yine hayaliyle, Ay’dan yukarılara çıkıp gökleri ayaklarının altına indirme sevdasıyla yaşar.

Biz insanlar öteki yaratıkların ne üstünde ne altındayız. Bilge derki göklerin altındaki her şey, aynı kanunun ve aynı kaderin buyruğundadır.

Aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir.

Hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş dolaş edip hep bir yere koymuşlar? Ne diye insan hazzın son kertesinde acı çeker gibi ölecek gibi inlemekli oluyor?

Şu insan ne korkunç bir hayvan ki, kendi kendinden bu kadar iğreniyor, kendi zevklerini başının belası sayıyor.

Bre zavallı insan, Ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya çalışıyorsun? İçinde ve dışında zaten o kadar çirkinlikler var ki! O kadar rahat mısın ki rahatının yarısı sana batıyor? Tabiatın seni zorladığı bütün yararlı işleri gördün bitirdin, işsiz güçsüz kaldın da mı başka işler çıkarıyorsun kendine? Sen tut, tabiatın şaşmaz, hiçbir yere değişmez yasalarını hor gör, sonra o senin yaptığın, bir taraflı acayip, uygunsuz yasalara uymaya çalış. Üstelik bu yasalar ne kadar dar, dayanıksız, gerçeğe aykırı olursa gayretlerinde de o ölçüde artıyor. Mahalle papazının sana emrettiği gündelik işlere sıkı sıkıya bağlanırsın; tanrının, tabiatın emirleri umurunda değildir. Bak, bir düşün bunlar üzerinde: Bütün hayatın böyle geçiyor.

Biz her şeyde birbirimizin yarısı idik. Şimdi ben onun payını çalar gibi oluyorum. O ölmüş

Haberleşmek mümkün oldukça insan ayrı düşmüş sayılmaz.

Ruh nerede bunalırsa bunalsın, hep aynı ruhtur.

Kötülüğümüz içimizde bizim; içimizse kurtulamıyor kendi kendisinden.

Son haddine varan bir hazda inlemeye, sızlanmaya benzer bir hal vardır. İnsan can çekişir gibi olur. O kadarki bu haz son kertesine geldiği zaman onu en acı kelimelerle anlatırız: bitmek yanmak, bayılmak, ölmek gibi. Tatlı ile acı arasında bir öz birliği olduğuna bundan daha iyi kanıt olamaz.

Acaba bazı ruhlar için hüzün bir zevk, bir gıda değil midir?

Yaptıklarını çok iyi anlatan kimselerin elinden iyi iş çıktığı pek görülmez.

Adaletin kanunlarında bile mutlaka adaletsiz bir taraf vardır.

En az bildiğimiz şeyler tanrılaşmaya en elverişli olanlardır.

Uyurken elimizin ayağımızın duyduğu acılar bizim değildir.

Talih ne kadar güleryüz gösterirse göstersin, ömürlerinin son günü geçmeden insanlar mutlu saymamalı kendilerini; çünkü insan hayatı kararsız değişkendir, ufacık bir eylem yüzünden bir halden bambaşka bir hale geçer.

Ve talih sanki ömrümüzün son gününü bekliyor, uzun yıllar boyunca yaptığını bir anda yıkma gücü olduğu için.

Hiçbir insana komedyasının en son ve şüphesiz en zor perdesini oynamadan önce mutlu denemez.

Her insanda, insanlığın bütün hâlleri vardır.

Bir Cevap Yazın